Mete Kaan Kaynar

Malum, hilafet makamı seçimle gelinen bir kurum değildi. Hulefa-i Raşidin (büyük halifeler, 4 halife) devrindeki  “seçimler”in İslam dünyasında yarattığı derin bölünme (şii-sünni), suikastlar ve tartışmalar bir yana, Emeviler döneminden, 1924 yılına kadar halifeler seçimle gelmiş değildi. Ne yazık ki halk halifesini seçemiyordu (!) Hele hele Cumhuriyet’in ilanından sonra halk oy verip milletvekilini seçebiliyordu ama halifesini seçme hakkında sahip değildi. Halk milletvekillerini seçiyor ama sonradan “…oralarda bir takım abidik, gubidik işler oluyor, bir bakıyorsunuz hiç aklınıza gelmeyenler” halife olmuş. Cumhuriyet ne yaptı?  Cumhurbaşkanlığı Hilafeti Modeli’ni getirerek, bu ikiliğe son verdi.

***

Madem artık bir şeyleri “akıl”, “izan” ve “feraset” ölçekleri ile tartışmayı bıraktık, ben de kervana katılayım istedim. Halifeliğin kaldırılması yukarıdaki gibi yorumlanabilir mi?  Tabii, mesela çalıştığınız üniversiteye ya da köşe yazarı olduğunuz gazeteye bir takım abidik gubidik işler sonrasında hiç hesapta yokken atanmış, düşük profilli bir hoca/köşe yazarıysanız, neden olmasın. Yazın gitsin, söyleyin oluversin! Ne olmuş yani?

***

Üzerinde konuşmaya bile gerek yok ki, tıpkı başka kurum ve makamlar gibi, kaldırıldığı dönemde neredeyse 1300 yıllık bir tarihe sahip hilafet kurumunun da, onun 1924 yılında kaldırılışının da böyle şıpınişi, ucuz, düşük profilli yorumlara meze yapılması doğru değil.  

URFA MEBUSU ŞEYH SAİT EFENDİ ve ARKADAŞLARININ KANUN TEKLİFİ

Hilafetin kaldırılması mevzuu, TBMM’nin 4 Mart 1340 Pazartesi günü toplanan ikinci içtimasında gündeme gelir. Hilafetin kaldırılmasına ilişkin kanun teklifi 2 Mart tarihinde TBMM’ye sunulmuş.   Urfa Mebusu Şeyh Saffet Efendi ile Elliüç Refikinin Hilâfetin İlgasına Ve Hanedanı Osmaninin Türkiye Haricine Çıkarılmasına Dair Teklifi Kanunisi (2/307) başlıklı kanun teklifi şöyle:   “Riyaseti Celileye Türkiye Cumhuriyeti dâhilinde makamı hilâfetin vücudu Türkiye’yi dahilî, harici siyasetinde iki başlı olmaktan kurtaramadı Istiklâlinde ve hayatı milliyesinde müşareket kabul etmiyen Türkiye’nin zahiren ve zımmen büe olsa ikiliğe tahammülü yoktur. Asırlardan beri Türk Milletinin sebebi felâketi ve ilâ nihaye fiilen ve ahden bir Türk İmparatorluğunun vasıta i inkırazı olan Hanedanın hilâfet kisvesi altında Türkiye’nin mevcudiyetine daha müessir bir tehlike olacağı tecarübü mütehammilâne ile katiyen sabit olmuştur. Bu hanedanın Türk Milletiyle münasebattar olan her vaziyet ve kuvveti mevcudiyeti milliyemiz için mahzı tehlikedir. Esasen hilâfet, imarat evaili islâmda Hükümet mâna ve vazifesinde ihdas edilmiş olduğundan dünyevi ve uhrevi bilcümle vazaifi müteveçciheyi ifa ile mükellef olan zamanı hazır Hükümatı tslâmiyesinin yanında ayrıca bir hilâfetin sebebi mevcudiyeti yoktur. Hakikat bundan ibarettir. Türk Milleti selâmeti muhafaza etmek için hakikate ittibadan başka bir hattı hareket ihtiyar edemez. Teraküm edegelen te- şeyvüşatın vazıh ve katî bir surette halli için mevaddı âtiyenin bugün derakap ve müstacelen müzakeresi ile kanuniyet kesbetmesini teklif ederiz.”

Kanun teklifinin birinci maddesi “Halife hul’edilmiştir. Hilâfet, Hükümet ve Cumhuriyet mâna ve mefhumunda esasen mündemiç olduğundan hilâfet makamı mülgadır.” Şeklinde düzenlenmiş.  Günümüz Türkçesi ile özetlemek gerekirse, kanun teklifi hilafet makamının meclis ve hükümet kavramlarına içkin olduğu için halifenin görevine son verildiği (hal’ edildiği) yönündedir.

HiLAFETİN MECLİSTE OLMASI

Kanun teklifinin birinci maddesinde de,  bu teklife ilişkin olarak gerçekleştirilen görüşmelerde de hilafet makamının cumhuriyet, hükümet ve TBMM makamlarında zaten var olduğu görüşü çokça tekrarlanır.  Bu arada, Erzurum Kongresi azası, dönemin Gümüşhane Mebusu,  Zeki Bey (Kadirbeyoğlu) gibi bu kararın yanlışlığının, hilafeti hal’ eden kararın, Saltanatı kaldırarak halifeyi seçme hakkını TBMM’ye veren kararı ilga etmeyerek hukuki bir sorun doğuracağını düşünenlerin eleştirilerini TBMM’de dile getirebildiklerini de  bir kenara not  edelim. Zaten TBMM’de, hilafeti nev’i ile ilgili tartışmalar da Zeki Bey’in konuşmasından sonra alevlenir.

Karahisar mebusu İzzet Ulvi Bey, Zeki Bey’e cevaben yaptığı konuşmasında “…hilâfet imaretten, Hükümetten ayrı bir şey” olmadığının altını çizer.

Zoguldak Mebusu Tunalı Hilmi Bey de, Zeki Bey’in hilafetin kaldırılmasına yönelik eleştirel düşüncelerine cevaben yaptığı konuşmasında, hilafetin TBMM’ye mündemiç olduğunun altını çizerek şöyle der: “Arkadaşlar, bir gün bundan dört sene evvel bu kürsüden Zeki Bey gibi endişe ile söz söyliyen bir arkadaşa karşı bilirsiniz ki – biraz ara sıra atılırdım – şu sıranın arasından yarım cümle fırlattım. Altı ay geçti alenî celsede o endişeli bir sözü bnrada tekrar edince ben de tekrar ettim. Üçüncü olarak tekrar ediyorum arkadaşlar. Hilâfetin ilgası deniliyor arkadaşlar. Ben, hilâfetin ilgasını kabul etmiyorum arkadaşlar. Hilâfet ilga edilmiyor. Hilâfetin makamı kaldırılıyor. Halbuki hilâfet mevcuttur arkadaşlar. İmamet de burada, hilâfet de burada.”

Kastamonu milletvekili Halid Bey’de konuşmasında aynı noktanın altını çizer: “Muhterem arkadaşlar. Bendeniz birinci maddenin ikinci fıkrası hakkında söylemek istiyorum. Onda deniliyor ki «Hilâfet Hükümeti Cumhuriyenin mefhumunda mündemiç olduğundan makamı hilâfet mülgadır» hakikaten şimdiki şekliyle makamı hilâfet, -bir heyuladan başka bir şey de­ğildir. Hoca efendinin buyurdukları gibi hilâ­ fetin bilhassa bâzı şeraiti vardır ki tenfizi ahkâm, memleketin, müdafaası beytülmal ve saire ve saire gibi şeylerdir. Halbuki bugünkü Hükü­metimizin vaziyetine göre bunlar Meclisi Âlide mevcuttur.”

HİLAFET TEKRAR İLAN ETMEK!

Günümüz siyasal İslamcıları arasında yukarıdaki tartışmalardan yola çıkarak hilafetin yeniden ilanı edilebileceği konusunu ısıtmaya çalışanların mevcut olduğu malum. Bu zevatın temel argümanı da yukarıdaki tartışmalardan miras: Mademki hilafeti kaldıranlar bile onun TBMM’nin şahsına mündemiç olduğunu söylüyorlar, o zaman aynı TBMM hilafeti tekrar getirebilir de!

Siyasal İslamcıların bugünkü başkanlık tartışmalarında ortaya koydukları yüzeysellik ve fırsatçılıklarını andırır bir çabanın hilafet tartışmalarında da mevcut olduğunu belirtmek gerekiyor. O günkü meclis oturumunda söz alanların hilafet, TBMM ve Cumhuriyet kavramları arasında kurduğu ilişkinin sadece teorik bir ilişki olduğu, bir mana ilişkisi kurdukları aşikar. Yoksa, bir yasa maddesiyle hilafetin yetki ve görevlerini TBMM’ye geçirilmesi gibi bir tartışmanın hiçbir zaman yaşanmadığını siyasal İslamcılar da elbet biliyorlardır. Ve elbette, hilafeti yeniden ilan etmeye soyunanlar, Abdülhamid döneminde yasaklanan ibn-i Haldun’un saltanat ve hilafet konusundaki görüşlerini (Mukaddime) de, Abdülhamid döneminde de hilafet ve saltanat mevzuunun tartışılmakta olduğunu ve bu konudaki muhalif görüşleri de biliyorlardır. 1300 yıllık hilafet teori ve uygulamasında meclis kararlarının rolünü ve kimlerin halife olabileceğine dair tartışmaları (Abdülhamid bile bu tartışmaların konusu olduğuna göre) bilemeyeceklerini ise hiç sanmıyorum.

EK:  07.04.1924 Tarih 68 Sayılı Resmi Gazete: Hilafetin İlgasına ve Hânedan-ı Osmaniyyenin Türkiye Cumhuriyeti Memleketi Haricine Çıkarılmasına Dair Kanun (Orta Sütun, Kanunun ilk iki maddesi)