Mete Kaan Kaynar

Bir gün önce İstanbul’da yaşanan olayları sayfalarına taşıyan Cumhuriyet gazetesi 17 Şubat 1969 tarihinde “İşte Cihad Çağrılarının Sonu” sürmanşetiyle çıkmıştı. Gazetenin ilk sayfasında, bu sürmanşetle birlikte, büyük puntolarla yazılmış iki başlık daha dikkati çekiyordu: “Kanlı Pazar”, ve “Taksim Savaş Alnına Döndü”.
Gerçekten de, bir gün önce İstanbul’da yaşananları basit bir öğrenci olayı, polis şiddeti vb. kavramlarıyla açıklamaya imkân yoktu. Ölenlerin sayısı, yaşananların vahameti vb. açısından değil. Aksine, Kanlı Pazar, siyasal tarihimizdeki gözü dönmüş, İslamcı şiddetin “mümtaz” (!) örneklerinden biri olması ve 70’lerin kinci yarısında doğru yaygınlaşmaya başlayacak iç savaşın ilk örneklerinden biri olması nedeniyle önemlidir. Bugün de benzer bir sürecin girdabına doğru sürüklenmekte olmadığımızı söyleyebilen var mı? Keşke yanılsak!
6. Filo 10 Şubat 1969’da üçüncü defa Türk kıyılarına demirlediğinde, kelimenin tam anlamıyla yerinden oynayacaktır. Gemiler İstanbul’a gelmeden önce -9 Şubat’ta- öğrenciler gözaltına alınmaya ve dağıtılacak bildirilere el konulmaya başlanacak; TİP Genel Başkanı Mehmet Ali Aybar aynı gün yaptığı basın açıklamasında, hükümetin “…Amerika’ya karşı zaafını polislerini gençlere saldırtarak örtmeye kalkış”tığını iddia edecek; Birlik Partisi (BP) Genel Başkanı Hüseyin Balan, düzenlediği basın toplantısında, 6. Filo’nun Türkiye’yi rahat bırakmasını isteyecek; 27 Mayıs Derneği’nde düzenlenen konferansa konuşmacı olarak katılan, eski Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanı Amiral Sezai Orkunt, NATO’ya verdiğimiz karşılığı alamadığımızı söyleyecek; DİSK üyeleri ve Sosyal Demokrasi Dernekleri İstanbul’da 6. Filo’ya karşı protesto bildirileri dağıtacaktır. Asıl önemlisi, Türkiye’yi yönetenler ve Türkiye’yi yönetenleri yönetenler, toplumdaki bu tepkinin artık sadece polisiye müdahalelerle bastıramayacaklarının farkına varacaklardır.
Bu açıdan, filoya bağlı gemilerin İstanbul Dolmabahçe’ye demirlemelerinin ardından yaşananları ve özellikle bu eylemleri engellemek adına yapılanları anlatmak için protesto ve tepki kavramları yetersiz kalır: Çıkan olaylarda İstanbul’daki Türk-Amerikan Dış Ticaret Bankası’nın camları kırılır; Harbiye Orduevi önünde toplanan gençler, aralarından seçtikleri Harun Karadeniz, Sıtkı Coşkun, Mustafa Gürkan ve Enver Nalbantoğlu isimli dört öğrenci aracılığıyla Garnizon Kurmay Başkanı Tuğgeneral Necati İşçi ile görüşmek ister; görüşme devam ederken polis dışarıda arkadaşlarını beklemekte olan öğrencilere müdahale eder; Taksim Anıtı’na siyah çelenk bırakılır; Ankara’da Zafer Meydanı’nda Amerikan Bayrağı yakılır; İzmir ve Zonguldak’ta da ABD karşıtı gösteriler düzenlenir. Gösteriler bir günle de sınırlı kalmayacak, ilerleyen günlerde, Taksim’deki protesto mitinginde 50 kişi yaralanacak; 13 Şubat 1969’da İzmir’de 6. Filo’yu protesto ederek açlık grevine başlayan 10 öğrenci, aynı gün Ankara’daki olaylarda da 36 öğrenci gözaltına alınacaktır.
15 Şubat’ta çıkan olaylarda, Trabzon’da 6. Filo’yu protesto eden öğrencilerden 16’sı yaralanır. 16 Şubat’a gelindiğinde, artık protesto mitingleri yok; bir nev’i iç savaş vardır: Taksim’de düzenlenen Emperyalizme ve Faşizme Karşı İşçi Yürüyüşü, 6. Filo’ya karşı bir protesto mitingi olma sınırlarını aşar; Dolmabahçe ve Beşiktaş camilerinden çıkan sağcı gruplar, mitinge katılanlara saldırlar ve Turan Erdoğan’ı bıçaklayarak; Ali Turgut Aytaç’ı da bel kemiğini kırarak katlederler. Olayları takiben gözaltına alınanlar, iki kişinin ölümüne neden olan sağcı gruplar değil; protesto mitingine katılanlardır: O günün gazetelerinde, gözaltına alınan 52 protestocunun çoğunluğunun yaralı hâlde oldukları vurgulanır. Olaylar, ertesi gün, İzmir’de de tekrarlanır: Taksimdeki vahşeti kınamak için toplanan Ege Üniversitesi öğrencileriyle sağcı grupların kavgasında da yaralılar vardır.
O günün havuz medyası, 6. Filo’yu protesto eden öğrencileri dinsiz, vatan haini olarak sunar. Mehmet Şevket Eygi’nin Bugün gazetesi de o günün Akit gazetesidir.
12 Şubat 1969 tarihli Bugün gazetesi, “Tarihimizin en kara günü” manşetiyle çıkar. Mehmet Şevket Eygi, 11 Şubat günü Beyazıt Kulesi’ne kızıl bayrak çeken “kızıl komünistlere” hadlerinin bildirilmesi gerektiğini yazar. Eygi şöyle devam edecektir:
Büyük fırtına patlamak üzeredir. Müslümanlar ile kızıl kâfirler arasında topyekun bir savaş kaçınılmaz hale gelmiştir… Müslüman kardeşim, sen bu savaşta bitaraf kalamazsın. Ben namazımı kılar, tespihimi çekerim, etliye sütlüye karışmam deyip de zulüm edenlerden olma, gözünü aç bak…”
“Komünizm küfrüne karşı derhal silahlan. İslam’da askerlik ve cihad ihtiyarı değil, mecburidir… Cihad eden zelil olmaz. Sağ kalırsa gazi olur. Canını veren şehitlik şerefini kazanır… Ezanlar susturulmasın, Müslümanlar komünizmle çarpışan devlet kuvvetlerine yardımcı olsunlar.
6. Filo’nun ülkemize gelişimi protesto eden gençlere, o günlerin meşhur sloganından mülhem ifadelerle ya tam susturmaya ya kan kusturmaya yemin etmiş İslamcı gençlik 6. Filo’yu kıble alarak namaz kılmayı da ihmal etmez.
Olaylar dinmeyecek; 23 Eylül 1969’da İstanbul Üniversitesi Öğrenci Birliği Kongresi’ne katılan Mustafa Taylan Özgür, Beyazıt Meydanı’nda faili meçhul bir cinayete kurban gidecektir. 60’ların sonuna gelinirken Türkiye, yetmişli yıllarda, özellikle de bu dönemin ikinci yarısında yaşayacağı bir iç savaşa doğru itelenmektedir.
Ne yazık ki, bugün de o yola o kadar meyyaliz ki!