Cihan Güner

Bir genç, Mecidiyeköy Viyadüğü’nün üzerinde intihar etmeyi planlamış, öylece duruyordu. Viyadüğün altındaki kalabalık giderek ona yoğunlaşıyordu. Genç, bir türlü kararını veremezken, yüzü gittikçe çelişiyordu. İnsanlar içten içe garip bir öfke duyuyordu. Hatta öfkelerini bir an dillerine dolayarak, “atamaz atamaz” diye bağırmaya başlamışlardı.

Gencin o an kendisini aşağıya atmasında, onların sloganları etkili olmuş muydu, bilemiyorum… Yine de, o insanlara halen derin bir kin duyuyorum. Kinim eskimemiş olsa da, anlamaya başladım o “atamaz” diye bağıran kaygısız kalabalığı…

O kalabalığı oluşturan bireylerin de, tıpkı intihar eden genç gibi ödenmemiş kiraları, doyurulmasına izin verilmemiş arzuları, yitirilmiş değerleri vardı. İşte bu yüzden genç, o an aslında kendini değil, kalabalığı temsil ediyordu… Viyadük 20 metreydi… Genç, ölüme doğru yola çıkmışken, insanlar ödenmemiş kiralarını; genç, 10 metre düşmüşken, insanlar doyurulmamış arzularını; son 5 metre kalmışken, insanlar yitirilmiş değerlerini unutuyorlardı…

Aradan bunca zaman geçeceğini, son beş metrenin de sen olacağını nereden bilebilirdim ki?

Zira ölüme beş metre kala insanlar, arkasını olay mahalline dönmüş, umursamaz adımlar seslenmiştir şehrin girdabında…

İşte, seni kaybetmenin eşiğindeyim bu gece. İntihar eden bir genç, aniden ikimizlik hayat oluyor gözümde. Önemli kararları geceleri verirsin, bilirim. Şimdi ikimizlik hayatı, bir viyadüğün üzerinde, bir sicime bağlamışsındır. Verdiğim sözleri tutamayışım, çelişkilerim, seni incitmelerim, “atamaz” diye bağırıyorlardır ikimizlik ömrün intiharını tetikleyebilmek için.

Ve sorgusuz kanıyordur hayatımız.

Yirmi metre kala tüketmeye kıyamadıklarımız, on metre kala henüz deşilmemiş yaralarımız, özlenmiş bir baharımız intihar ediyordur.

Gece seni çoktan son kulvara bırakmıştır. Yani, artık son beş metresidir ömrümüzün. İzmaritine kadar çekip, tek tütün tanesi bırakmadan içtiğin sigaralarının yanına, “sigarayı seviyorum” cümleni de ekleyip, teselli mahiyetinde bir teorem kuruyorum. Sevdiklerini yarıda bırakmaz, diyebiliyorum yani. Mantıken halen beni affediyor olabilme ihtimalin geçti içimden.. Çelişkilerim, tutarsızlıklarımı da sigaranın zararına sayarsak, çok da sağlam oldu şu teorem…

Oysa seni kaybetmek, kurgulara tutunmaktan geçiyor olmamalıydı. Oysa seni kaybetmek, Kandilli Rasathanesinin ufak çapta bir sarsıntı sonucu yerle bir olması kadar uzak olmalıydı benliğimden…

Üşütüyor diye kışları sevmediğini söyler dururdun son zamanlarda. Yalnızlık da üşümenin bir parçasıysa eğer, bahara giden yolları karla donattığını anlatmak isterdim sana.

Ama içindeki o aciz, o beni isteyen çocuğu, söylemlerine savunma mekanizması olarak büyüttüğünü bildiğimden, sana yalvarmaktan bile korkuyorum.

Ne zaman korksam yalvarmaktan, hep birinin kurallarına feci halde takılmış olurum. Ne zaman korksan yalvarmaktan, yaşadıklarından edindiğin kurallarına takılan biri vardır etrafında.

Ne zaman korksak yalvarmaktan, artık son beş metresidir ömrümüzün.