Cihan Güner

Uzun zamandır boş göremiyorum sokakları… Telaş kokuyor İstanbul hep… Kaygı yığını bir kent olmamalıydı buralar… Böyle tasarlanmış olamazdı… Uzun zamandır huzurla bakamıyorum penceremden dışarıya… Fakir bir adam portesi çıkmasın karşıma, acımaya başlamayayım, onun hikayesini kurup, beynimde cereyanlar yaratmayayım diyedir sanırım…

Bütün bu olanları, bütün bu görünmeyen savaşları anmak, algılamak istemiyorum… Uzun zamandır boş göremiyorum sokakları… Gerekliydi artık ve düşlemeliydim en azından… Evet, sokaklar boş, kaygı yok bu kentte… Uzun zamandır ilk kez düşlüyorum bu sakin ve ferahlatıcı boşluğu…. Bu kargaşadan, düşte olsa da, ne zaman kurtulmaya başlasam, aklıma hep 50 yıl öncenin Seyuşen’i geliyor. Tunceli’nin sokakları aklıma geliyor…

**

50 yıl öncenin Seyuşen’i… Tunceli halkının tanıdığı, sevdiği bir delidir Seyuşen. Evi Tunceli sokakları… Yaz – kış dışarıda yatar; kedilerin, köpeklerin bile buz tuttuğu karlı kış gecelerinde, karları yorgan yaparmış Seyuşen. Yine böyle karları yorgan yaptığı bir gecenin sabahına uyanır… Tunceli sokakları kimsesizdir. Emniyet Müdürlüğüne doğru koşar… Elinde biriktirdiği taşları Emniyete doğru savurarak“Ne yaptınız ulan? Hangi derede katlettiniz halkımı?” diye bağırmaya başlar. Oysa, nüfus sayımı vardır o gün. Seyuşen’in sözle ikna olmayacağını anlayan polis, çareyi onu tek tek evleri gezdirmekte bulur. Seyuşen, evleri gezmekten yorgun düştüğü o gece, karlara sarılıp uyurken, bir meczup tarafından kafası baltayla kesilerek öldürülür…!

**

Uzun zamandır boş göremiyorum sokakları… Bunu bir yığın sahte halk adamının oyundan düşmesi için arzuluyorum aslında. Sokaklarda halkını bulamayan halk adamlarının ne kadarının “Halkım nerede ulan” diye haykırabileceğini düşünmek bile korkutuyor beni. İyimser olmaya zorlasam kendimi, en iyi ihtimalle bu adamların, “Hükmettiğim insanlar nerede, onlar olmazsa ben kime hükmederim”egosuyla hareket edebileceğini düşünüyorum.

**

Seyuşen’in öldürülmesinin  ardından, sevgili Kamer Genç heykelini diker Tunceli merkezine. O gün – bu gündür, Tunceli merkezinden olup biteni seyreden Seyuşen, halkına bir zarar gelmesi halinde oturduğu yerden fırlayacakmış gibi durur. Merkezin neresine giderseniz gidin, Seyuşen’in gözleri takip ediyordur sizi…

Özümsensin diye söylüyorum; Seyuşen bir imge değildir, Seyuşen bir benzetme değildir. Seyuşen anonim bir halk öyküsü hiç değildir. Seyuşen gerçekten karlı kış günlerinde halkının varlığını tasdik edebilmek için, ev ev dolaşmış ve halkının var olduğundan emin olarak yatmıştır kar üzerindeki ölüm uykusuna...

**

Oldum olası kınadığım bireysellik duygusunu köreltir durur, her Seyuşen’i anlatan. Dinleyen her seferinde ürperir.
Seyuşen’i yaşayanlar vardır bir de… Halkının üzerine titreyen bir azınlıktır onlar.
 Her anını durdukları yerden halkını gözetleyerek geçirirler. Halkına uzatılan bir el olursa, yerinde duramazlar. Onların benlikleri bir halk psikolojisinden ibarettir artık. Ne zaman sızı halinde dururlarsa, tam da o zaman kanamıştır halkının elleri. Ne zaman üşürlerse, işte o an halkının sobalarındaki kömür tükenmek üzeredir. Ne zaman telaşlılarsa, işte o zaman ev ev, halkının varlığını tasdik etmek üzere dolaşmaktadırlar. Ve bu mücadele kedilerin bile hayatta kalamayacağı karlı bir kış gecesinde, halkının varlığını görmek için devam etmekte olan bu zor savaşın içinde bile son bulmaz çoğu zaman.

**

Ve şimdilerde ülkemde de yıllarca, olduğu her yerden halkının varlığını gözeten, halkının varlığını ortaya koymaya çalışan, halkının üzerine titreyen bir Seyuşen var…

Uzun zamandır boş göremiyorum sokakları… Bunu bir yığın sahte halk adamının oyundan düşmesi için arzuluyorum aslında. Bir gün bu halk olmazsa, bir tek siz kalsanız Türkiye’de, “Halkım nerede ulan” diyecek birini göreceksiniz. Ona dikkatli bakın. O Türkiye’nin Seyuşen’i… O Kemal Kılıçdaroğlu!